Luzern’e dair…

Bu pazar bisikletleri attık arabanın bagajına, soluğu Luzern’de aldık… Rigi dağının mı , Pilatus dağının mı tepesine çıkalım derken, önünde durduğumuz Şapel köprüsü bizi vurunca, önce şehri gezmeye karar verdik… Rigi dağı veya Pilatus dağı bir sonraki sefere kaldı, ama dimdik dağlara neredeyse 90 derece açıyla çıkan trenleri, uçuyormuş hissi veren dakikalarca yukarı çıkan teleferikleri mutlaka ama mutlaka deneyeceğiz… Aklımız bir de gidemediğimiz ulaşım araçları müzesinde kaldı… Neyseki İsviçre küçük yer, Luzern bizim eve sadece 50 dakika… Şimdi yapamadıklarımızı değil, yaptıklarımızı anlatalım…

Yapılacak en iyi şey ana tren istasyonundaki turist bürosundan bir harita alarak gezmeye başlamak… Biz arabayla gittiğimiz için arabamızı da ana tren istasyonundaki parka bıraktık…

İlk durağımız Orta Çağ dönemine ait Şapel köprüsü (Chapel Bridge) oldu…Burası Luzern’in en fazla fotoğraflanan simge yapısı…  Şapel köprüsü ilk günlerde sadece nehri yüreyerek geçmek için değil, aynı zamanda kentin surlarının bir parçası olarak hizmet etmiş… 18 Ağustos 1993 günü Şapel köprüsünde büyük bir yangın çıkmış ve 650 yıllık köprüden sadece iki köprü başlığı ve su kulesi kurtarılabilmiş.. Ama kentin simgesi olan bu köprü ivedi bir şekilde aslına uygun olarak 8 ayda yeniden insa edilmiş ve Nisan 1994’de yeniden hizmete açılmış…

Şapel köprüsünden nehri geçmeden geri dönünce Jesultenkirche yani Jesuit klisesi sizi karşılıyor… 1600’lü yıllarda İsviçre’de barok tarzda inşa edilen ilk klise olması dışında pek de bir özelliği yok aslında…. İnanılmaz akustiği sebebiyle bugün Luzern’de gerçekleşen pek çok konsere ev sahipliği yapıyormuş.

Jesuit klisesinin az ilerisinde ise bizi Franzizkanerkirche karşıladı… Luzern’i 1838 yılına kadar işgal eden Fransisken rahipleri tarafından 1270-1280 yılları arasında yapıldığı tahmin edilen gösterişden son derece uzak bir klise bu. 1597 yılında oymacı Martin Martini tarafından yaratılan Luzern kent manzarasında Fransisken klisesi şehrin sembollerinden biri olarak yer almaktaymış… Bizi bu klisede en etkileyen kısım içerisindeki ufacık çocuk kütüphanesi ve aileler dua ederken çocuklar sıkılmasın diye yaratılmış çocuk oyun alanıydı… Die Bibel yani İncil kitabının çocuk versiyonunu yeni başladığım Almanca derslerimin yardımı ile oturup okudum, Adem ile Havva’dan başlayan, Nuhun gemisi ile devam eden, Davut’u, Meryem Ana’yı, İsa’yı resimleyen tam bir çocuk kitabıydı… Bence bizim dinimiz için de çocukların anlayacağı böyle bir kitaba ihtiyaç var…

Nehir boyu ilerleyince Needle Dam yani tahtadan yapılmış bir savak gördük….  Bu savak 1859-1861 yılları arasında yapılmış…Luzern nehrinin su seviyesi savakta yer alan tahtaların manuel olarak indirilip kaldırılması ile ayarlanmaktaymış. Hava durumu ve mevsimlere göre şehrin su basmasını engellemek için kullanılmakta olan bu savak çocukların çok ilgisini çekti… Şiddetli akan tertemiz suya atlayıp yüzmek istediler….

 

 

 

 

Savaktan sonra artık tahta köprüden geçtik ve Museggmauer yani Museg duvarı ve 9 kuleyi görmeye yokuş yukarı tımanmaya başladık… Museg duvarı, 1400 yılında Sempach savaşının ardından şehri korumak üzere inşa edilmiş. 800 metre uzunluğundaki bu duvar İsviçre’nin en uzun ve en iyi korunan duvarlarından biri olarak kabul ediliyor. 9 kuleden 4 tanesi 1 Nisan-1 Kasım tarihleri arasında ziyarete açık… Biz saat kulesinden yukarı tırmanarak gezmeye başladık, incecik duvar boyunca yürüdük ve en sondaki Schismertum kulesinin dimdik merdivelerinden aşağı indik… Bu kule ve duvarlar Avrupa’nın ortasında kalan İsviçre’nin savaşlardan şehirlerini korumak için ne kadar uğraştıklarının en büyük kanıtı…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Duvardan yokuş aşağı yol boyu aşağı inince bizi yatan yaralı aslan karşıladı…. 10 Ağustos 1792 İsviçre için karanlık bir gün… Kral 16. Louis’in hayatını korumak isteyen 1000 İsviçreli muhafız canlarını kralları için feda etmişler…

Kumtaşı üzerine 16 metre büyüklükte inşa edilmiş bu aslan heykeli için Amerikalı meşhur yazar Mark Twain “dünyada gördüğüm en acıklı ve sürükleyici hikyayeye sahip taş parçası” demiş, gerçekten de yüzündeki acıklı ifade ve sırtındaki kırık mızrakla yatan bu aslan insanda derin bir acı bırakıyor…

 

Biz toplam 5 saatte çocuklarla dinlenerek gezdik bütün şehri…  Bir dahaki sefere yapamadıklarımı yapmak üzere şimdilik bu kadar…

Print Friendly, PDF & Email
Written By
More from acemianne

su kuşu Can oldu sonunda…

İlk doğduğunda nasıl da korkardı sudan… Yıkayıp çıkarmak nasıl da işkenceydi… Şimdi...
Read More

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir