Cocuksuz bir haftasonu hem de Vietnam`da :)

Asya`ya yerleseli tam 6 ay oldu.

 Buaraya gelmeden once pek cok sey dusunduk, degerlendirdik. Karar verme surecimizde etkisi olan konulardan biri de Hong Kong`un Asya`da adini bildigimiz pek cok yere cok yakin olmasiydi.
 
Buraya geldigimiz ilk aylar HK`u kesfetmekle gecti zamanimiz, daha da hala bitiremedik aslinda. Ama bir yandan da gozumuzu Asya`ya dikip nerelere gidebiliriz demeye basladik, baktikca kaybolduk, dagildik. Adini bildiklerimizi bosver, adini bilmedigimiz, duymadigimiz ne cok sehir, ne cok ada varmis megersem buralarda, hem de adini bile bilmedigimiz havayollaryla. Gorunen o ki, Asya maceramiz gercekten dusundugumuzden cok ama cok daha heyecanli olacak.
 
Ilker geldigimizden beri 2-3 kere gitmisti Vietnam`a, ben de cok guzel olacagini tahmin ettigim icin bu sefer rotamizi oraya cevirdik, Litvanyali is arkadaslariyla birlikte ilk defa birlikte bir program yaptik.
 
Imantas ve Ilker Pazartesi gunu sabah is icin uctular once Hue`ye oradan Hanoi`ye, biz de Carsamba aksam ucagi ile Hanoi`ye ulastik.
 
Ayarladigimiz sofor bizi almaya gelmedi, bende tabi bir panik, ama Lina bir rahat bir rahat, artik Asya`da 3. Yillari olunca, burasi Asya hersey olabilir, gelebilir de gelmeyebilir de bekleyelim dedi, ve gercekten adamla 1 saat icinde bulustuk, meger telefonu sessizde kalmis ve diger kapida bekliyormus J Otele varisimizda bir sorun oldu, bizi resmen 1 saat gezdirdi, caddede ki binalarda inip tek tek bakti ve geri bindi, kimseye sormadi da (herhalde ayip buralarda soru sormak) J sonunda bulduk, gece 2`de kocalarimiza kavustuk J
 
Vietnam Turk pasaportlarindan vize istiyor, bu kismi Ilker benim icin hallettiginden pek detayli bilgim yok, ben elimde resmi devlet onayli bir kagitla kapidaydim, iceri girerken de 25 USD para odedim, 1 aylik tek girislik vizemi aldim.
 
Hava HK`dan daha guzeldi, otelimize yerlestik ve hemen uyuduk, persembe gunu yogun bir programimiz olacakti.
 
Persembe sabahina yemek kursuyla basladik, dunyanin bir ucunda bunu deneyimlemeyi cok istiyordum, cunku HK`da her ulkenin mutfagindan sevdigim/sevmedigim pek sey goruyorum, ama sevdiklerim nasil yapiliyor, icine ne sebzeler ne baharatlar ne soslar giriyor bilmiyorum. Hong Kong`da pazara gittigimde bir suru yesillik, yada marketlerde kurutulmus pek cok baharat goruyorum ama ne ise yaradigini bilmiyorum. Isimleri de lokal dilde oldugu icin, sozlukten ne olduklarina da bakamiyorum. O yuzden artik Asya`da gittigim her ulkede mutlaka bir yemek kursuna katilmaya karar verdim.
 
Biz internetten buldugumuz ve yorumlari da guzel olan Madam Yen restaurantta 2 kisilik ozel bir yemek programina katildik, menuyu birlikte olusturduk, kisi basi 40USD odedik, sabah restoranda bulusup once pazara market alisverisine gittik, rehberimiz bize yemeklerde kullanacagimiz otlari tek tek gosterdi, etler sokakta yerlerde satiliyordu, bizim yanimizda o etlerden almadi, ascimiz etleri daha onceden hazirlamisti onlari almamiza gerek yok dedi, ama bence bizim kullandigimiz etlerde kesin buradaki sokaklarda kesilip bicilen etlerdir L sonra mutfaga girdik ve once geleneksel corba icin tavuk suyunu hazirlamaya basladik (tam 2 saat kaynadi bu sos), fresh ve fried spring rollarimizi yaptik, harika bir balik marine ettik ve son olarak da banana flower salad ile menumuzu bitirdik ve tabi ki sonra da yaptiklarimizi afiyetle yedik. (Vietnam mutfaginda neler yaptigimizi ayrintili olarak yazacagim tabi ki)
 
Oglen saat 1`de yemek kursumuzdan ciktiktan sonra bizi almaya gelen soforumuzle yola devam ettik. Hanoi arabasiz gezilir mi, evet gezilir, ama bence o zaman bizim yaptigimiz gibi 1 gunde gezmek pek mumkun olmayabilir. Arabamiz sayesinde (ve Lina`da benim gibi pek muze gezmeyi sevmeyince) bizim turumuz hizli ve hareketli oldu, biz daha ziyade sokaklari ve yasamlarini kesfetmek istedik birlikte.
 
Biz turumuza Hoan Kiem Lake[i]ile basladik ve once nehir uzerindeki Ngoc Son Temple`i[ii]ziyaret ettik.
 
Bence Lake ziyaretinin Gunduz olmasinin hic bir anlami yokmus, burasi kesinlikle Cuma-Cumartesi aksamlari ziyaret edilmesi ve Vietnam halkinin arasina karisilmasi gereken bir yer. Cuma aksamdan itibaren golun etrafindaki butun sokaklar trafige kapatiliyor ve halk sokaklarda yuruyor, birlikte oyunlar oynuyor , sokak saticilarindan yemekler yiyor, biz kesinlikle Avrupa`da saat 5 dedin mi kapanan dukkanlarin oldugu cosmopolit sehilerdense, boyle kucuk ve 7/24 hayat olan sehirleri cok daha fazla seviyoruz.
 
Bu arada halk sokaklarda birlikte oyun oynuyor derken, oyundan kastim ip atlamak ve top sektirmek. Bunu kucukler degil, koca koca adamlar yapiyor. Halat gibi ipi, 2 kisi karsilikli ceviriyor, ortasina  gecip atliyorlar. Hatta oyle ki isi abartmis ve 2 halatla sekronize sekilde atlayan gruplar gorduk, ufak tefek bu insanlarin ip atlama becerisi beni hayrete dusurdu, ben denemedim bile, denesem bir kere ceviremem o ipi J Bir de Vietnam`lilar futbolda iyiler mi bilmem, ancak bu nasil bir top sektirmektir kardesim, kadini erkegi yuvarlak bir grup olmus, topu (hatta friket topu gibi ufacik bir topu) hic yere dusurmeden 5 dakika birbirlerine atarak ceviriyorlar. Panayir yeri gibyid, biz Cumartesi aksam yaptigimiz bu ziyaretten cok keyif aldik.
 
Bir de gole yakin sokaklardan biri olan Hang Ngang bence kesinlikle ziyaret edilmelidir, burada kurulan gece pazari tezgahlari bana Istanbul`da Ortakoyu cagristirdi. Kaliteli olmamakla birlikte, orjinal fikirli pek cok sey bulmak mumkun. Tezgahlardan ev icin kokular, el isciligi kartlar, cocuklara dandik gece lambasi aldim, her tarafta zara/forever 21/ north face urunleri gormek mumkun, aslinda bunlarin pek cogunun Vietnam`da uretildigini dusununce orjinal/fabrikadan cikan az defolu urunler oldugu da dusunulebilir (saticilar oyle oldugunu iddia ediyor cunku), ama ozellikle north face urunleri o kadar cok sokaklarda satiliyor ki, orjinal fabrikasinda o kadar urun uretilmiyordur herhalde diye dusunuyor insan J
 
Biz gunduz Lina ile gol etrafinda hizli bir tur attik, ama hem persembe aksami hem de Cumartesi aksami Ilker`le bir kere daha gelip, sokak aralarinda yuruduk.
 
Golden sonra haritamizda kuzeye dogru yonlendik ve tarihi Long Bien Koprusunu[iii]ve altinda yer alan 4km uzunlugundaki Guinness dunya rekorlarina girmeyi basarmis Ceramic road`u[iv]gormeye gittik.
 
1899-1902 yillari arasinda insa edilmis olan Long Bien koprusu, Vietnam halkinin sadakatini ve direncini simgeliyormus, paslanmaktan mahvolmus durumda olan bu kopru aslinda Paristeki Eyfel kulesinin mimari Gustave Eiffel tarafindan tasarlanmis (oldukca siradan bir celik kopru), ama bu kopruyu orjinal yapan sey, Kizil nehir uzerinde Hanoi`yi ana liman Haiphong`a baglayan  tek baglanti olmasi sebebiyle, Vietnam savasi sirasinda defalarca bombalanmis  olmasina ragmen, her seferinde yeniden onarilmis olmasiymis, o yuzden zaten, resmen biri birine benzemez her biri ayri telden calan onlarca ayaktan olusan bir kopru kendisi.
 
Ceramic road ise 2007 yilinda yapimina baslanan ve Hanoi`nin 1000. Dogum yili serefine 2010 yilinda bitirilmis bir sanat projesiymis. Aslinda iyi ki de yapmislar, cunku sehrin bu kisimlari o kadar cirkin ve kirli ki, bu mozaik cadde biraz olsun renk katmis sokaklara.
 
Ceramic road uzerinden devam ederek, bu sefer solugu Tran Quoc Pagoda`da[v]aldik.  Pagoda, uzakdogu ulkelerinde genellikle cokgen planli kuleler biciminde olan tapinaklara verilen bir isim. Tran quoc pagoda ise Hanoi`deki en eski budist tapinagi, burada pek cok budisti ibadet ederken gormek mumkun, aslinda 6. Yuzyilda Kizil Nehir kiyisina oturtularak insa edilmis ancak  nehirin tikanmasiyla 1615 yilinda tasinmis, son onarim ise aslina sadik kalinarak 1815 yilinda yapilmis.  Bu pagodanin rengi de diger pek cogu gibi kirmizi cunku Cin ve Vietnam kulturunda kirmizi sans ve refahi simgeliyor. Bu tapinakda da diger tapinaklarda gordugumuz gibi gelen ziyaretciler tanrilara armagan edilmek uzere yiyecek ve az miktarda para hediye ediyorlardi. Ben daha onceki tapinak ziyaretlerimde bir tabak icinde meyve getiren pek cok kisiye rastlamistim ama daha once hic 500ml`lik paketlerde 3 katli bir su kulesi getiren (yani 24 tane 500ml su sisesinden hediye paketi hazirlamislar) veya yine 3-4 katli cikolatali gofret kulesi olan bir tapinak gormemistim. Yani aklima gelen bir fikir bunun normal olmadigiydi, ancak Ingilizce konusabilen kimse goremedigim icin teyit edemedim, bence bu hediyeler gecen hafta kutladigimiz Cin yeni yilindan kalma paketler olabilir diye dusundum (benden sonra bu tapinagi ziyaret edecek olan Turk arkadas, bana bu konuda bir bilgi verebilirse cok sevinirim, bu tapinak normal zamanda da bu kadar sasali hediyelere mi ev sahipligi yapiyor acaba?)
 
Pagoda da sonra, Vietnam`in Ataturk`u, yani bagimsizlik hareketinin onderi Ho Chi Mihn`i ziyaret etmeye gittik, Ho Chi Mihn Vietnamca`da isiga kavusturan anlamina geliyormus, asil adi Nguyan That Thanh olan bu kisiye halk tarafindan Ho Chi Mihn adi verilmis.
 
Öğrencilik yıllarında ülkesindeki Fransız yönetimine karşı yürütülen eylemlere katılmis ve Akdeniz ve Afrika limanla­rında dolaşmis. Fransız sömürge yönetimi altın­daki ülkeleri yakından tanımis ve daha sonra gittiği Fransa’da sosyalist dünya görüşünü benimsemis. 1920‘de Fransız Komünist Partisi‘nin kurucuları arasında yer alan Ho Chi Minh, yazdığı yazılarla çevresindeki Vietnam­lı gençleri bilinçlendirerek onları ülkelerinin bağımsızlık mücadelesi için eğitmis. 1925‘te Çin‘de, Kanton‘da yaşayan siyasal sürgünleri örgütleyerek Vietnam Devrimci Gençlik Birliği’ni kurmus. 1930‘da Ho Chi Minh’in öncülü­ğünde kurulan Çinhindi Komünist Partisi, yoksul köylülere toprak dağıtmayı ve yabancı işletmeleri kamulaştırmayı amaçlayan bir programı benimsemis. Ho Chi Minh’in eylemle­rinden tedirgin olan Fransız yönetimi, yoklu­ğunda ona ölüm cezası vermis.
II. Dünya Savaşı sırasında, 1940‘ta Japon birlikleri Çinhindi’ne girmis. Ho Chi Minh 1941‘de, 30 yıllık bir ayrılıktan sonra gizlice ülkesine dönmus. Fransız sömürgecilerine ve Japon işgalcilerine karşı halkın çeşitli kesim­lerini harekete geçirecek bir gerilla savaşı için hazırlığa başlamis. Bu arada gerilla savaşı üzerine kitaplar yazmis. II. Dünya Savaşı‘nda Japonlar’a karşı mücadelede destek bulmak amacıyla Çin‘e gitmis; ama Çan Kay-Şek onu tutuklatmis ve 18 ay süreyle çok ağır koşullarda yasadigi hapishanede Carnet de prison (“Hapishane Defteri”) adlı şiir kitabını yazmis.
 
Japon işgaline karşı gerilla savaşını sürdü­ren Vietnam direniş güçleri, çok geçmeden Vietnam’ın önemli kentlerini geri almayı ba­şarmis. Ho Chi Minh, 2 Eylül 1945‘te 500 bin kişilik bir kalabalığın önünde bağımsız Vietnam Demokratik Cumhuriyeti‘nin kuruldu­ğunu ilan etmis. Tam da bu sırada, II. Dünya Savaşı sona ererken, Japonlar’ı silahsızlandır­mak amacıyla Güney Vietnam’a giren İngiliz­ler, bölgenin yeniden Fransızlar’ın eline geç­mesine yardımcı olmuslar. Vietnam direniş savaşı sekiz yıl sürdükten sonra 1954‘te Fran­sızlar’ın kesin yenilgisiyle son bulmus. Ne var ki, savaşın sonunda yapılan görüşmeler sonu­cu, ülke Kuzey Vietnam ve Güney Vietnam olarak ikiye bölünmus ve Ho Chi Minh yönetimi­ne ülkenin yalnızca kuzey kesimi bırakılmis. Güney Vietnam ise çok geçmeden ABD‘nin siyasal ve iktisadi denetimi altına girmis. Ulusal bağımsızlık ve iki Vietnam’ın birleştirilmesi için, ABD ve Güney Vietnam yönetimine karşı 1955‘te başlayan savaş, 1975‘te Vietnam Demokratik Cumhuriyeti‘nin kesin zaferiyle sonuç­lanmis ancak Ho Chi Minh iki Vietnam’ın birleştiğini göremeden, 1969‘da savaş sürerken ölmus. Ho Chi Mihn, Amerika’nın yenemediği ender isimlerden biri olarak tarihe geçmiş.
 
Ho Chi Mihn`in mozalesinin Ataturk`umuzun Anitkabirine benzerligi gercekten dikkat cekiyor, ama tabi ki Anitkabir`den cok daha minyatur boyutlarda. Biz iceriyi gezemedik zaten benim okudugum notlarda hergun sabah 8-10 arasinda ziyaret edilebildigi yaziyordu. Okudugum notlara gore yine Ho Chi Mihn`un 1958-1969 yillari arasinda yasadigi stilt evi de gormek istiyorduk, ancak bahce anlayamadimiz bir sebeple kapaliydi ve evi de ziyaret edemedik.
 
Ho Chi Mihn`den sonra solugu gunun son kulturen faaliyeti olan temple of literature`da aldik. Bence Hanoi`de Tran Quoc Pagoda ile birlikte Temple of Litarature en iyi yerleden biriydi (hatta bence bu ikisi gorulse yeter gercekten)
 
1070 yilinda Imparator Ly Thanh Tong tarafindan kurulmus ve Konfucyus`e adanmis bir tapinak. İceride huzur veren bir golet, bir tapinak ve Konfucyus ve en iyi 4 ogrencisinin (Yan Hui (Nhan Uyên), Zengzi (Täng Sâm), Zisi (Tử Tư) ve Mencius (Mạnh Tử) yanı sıra Zhou Dükü (Chu Công)) heykelleri var. Tapinak tabi ki de onca savastan sonra epey bir renovasyon gecirmis ve bugunku haline 1920-1954 ve 2000 yillarinda yapilan renovasyonlarla gelmis.
 
Tapinak 5 kisimdan olusuyor. Bu kisimlardan beni en etkileyen kaplumbaga baslarinin uzerine oturtulmus 82 tas oldu. Bu taslara 1442-1779 yillarasi araisnda royal academynin duzenlemis oldugu 82 sinav kursunu verebilen 1307 doktorun ismi yazilmis, yani dunyanin en iyi bilim adamlarinin.
Neden kaplumbaga diyecek olursaniz, kaplumbaga, uzun ve saglikla bir omuru simgeleyen ulkenin 4 kutsal yaratigindan bir tanesi, diger 3`u ise ejderha, unikorn, anka kusu (phonenix).
 
Temple of literature`da gezerken artik saati 4 etmistik ve Ilker ve Imantas fabrikadan cikip bizi burada yakaladi, onlarin gelmesiyle tarihi turumuz sona erdi ve kendimizi once Cong adinda bir kahveciye (Cong, Starbucks gibi bir kahve zinciri, Vietnam kahvesi cok meshur ve guzel, heryerde kucuk coffee shoplar var) gittik. Burada Lina ve Imantas`in tavsiyesiyle, yogunlastirilmis soguk sutlu kahve (yani ice latte with condensed milk) denedim. O kadar kahve severim, hergun 3-4 bardak kahve icerim, boyle bir guzelligi daha once tatmamis olduguma inamamadim. HK`a gelir gelmez, hemen markete gidip condensed milk aldim, artik kahvelerimi kesinlikle bu sutle yapacagim. Buhari alinmis ve yogunlastirilmis bir sut oldugu icin bardagin dibine cokuyor ve espressodan daha yogun filtre Vietnam kahvesiyle karisinca, sutu asagida kahvesi yukarida harika bir goruntu oluyor (tabi icmeden once karistirmak gerekiyor)
 
Cong ziyaretimiz cok uzun surmedi, cunku menude bira olmasina ragmen biranin soguk olmadigini ogrendik J Vietnamda elektrik pahali bir kaynak olunca, birayi buzdolabinda sogutmuyorlarmis, soguk bira isteyince bira getirip yaninda bir de buz getiriyorlarmis. Tabi isi bira olan bizim uzmanlar, asla boyle bir bira icmeyeceklerini soyleyince, ben mekanda 2. Kahvemi icemeden kalktik  L
Soforumuze bizi golun etrafinda hareketli bir sokakta birakmasini soyledik ve artik adamcagiza veda ettik. Bizi Hang Bac tarafindan birakti. Bu ara sokaklarda gezmeye baslamadan hemen once Ilker ve Imantas lokal bir barda taburelere oturup distile edilmemis, biralarini ictiler. Yani bu benim anladigim taze sut gibi birsey, normal biranin 1/5 fiyatina, ficida satilan bir bira, siselenmemis bir bira oldugu icin, 2-3 gunde tuketilmesi gerekiyormus, ancak zaten rotasyon o kadar hizli ki bayat/kotu olmasi mumkun degil. Bira uzmanlari bu ficida satilan ucuz biralarin icilmesinde bir sakinca olmadigini soyluyorlar. Icebilirsiniz arkadaslar J
 
Biralarini ictikten sonra basladik sokaklarda gezmeye ve Hang Bac`da kendimizi bir asya masaj salonuna atip, ayak masaji yaptirdik. Hayatinda ilk ve tek sefer Bali`de balayimizda masaj yaptirmis olan Ilker icin degisik bir tecrubeydi. 30 dakika masaj icin 5.5 USD odedik. Tabi Ilker ve Imantas, masaj salonuna bira ve tuzlu fistiklarini da tasidilar J
 
Masajdan sonra kendimizi tekrar sokaklarda attik ve cok da ilerlemeden Hang Buom uzerinde kosede bir cafe bulup yerdeki taburelere coktuk. Zaten bu yerdeki Pazar isi plastik taburelere cokmek burada en fazla yapilan aktivite, yerlisi/turisti herkes bu taburelere oturup cekirdek citliyor ve yiyip/iciyor. 
 
Biz biramizi ictik ama tabi agzimiza gore bir tuzlu fistik bulamadik. Buradan sonra otelimize dogru yuruduk ve beyler bizi dun aksam da gitmis olduklari, local vietnam mutfagi servis eden bir restorana goturduler. Quan An Ngon adindaki bu restoran tam olarak old qaurterda degil, ancak bizim otelimize cok yakindi ve merkezden 5-10 dakika yurume mesafesinde Cua Nam caddesi (Phuong- cadde demek) uzerindeydi. Bu restoranin guzelligi, inanilmaz genis bir lokal yemek menusu var. Ustelik resimli menu isteyince bunu da getiriyorlar (bu gercekten cok onemli, cunku pek cok yemegin ne adini biliyoruz, ne de nasil birseye benzedigini), ama resimli menu ve cesit disinda guzel olan baska birsey ise, restoranin tamamen acik mutfak duzeninde olmasi, dolayisiyla tezgahlari gezebiliyorsunuz ve her tezgahta ne yemekler hazirlandigini gorebiliyorsunuz, begendiginiz yemegin adini soruyorsunuz ve ondan siparis verebiliyorsunuz. Bence soya soslu izgara kalamar, vietnamese salad, morning glory with garlic gecenin en iyileriydi, bunun haricinde yedigimiz et ve pilavda fena degildi ama bence en iyisi bu 3`uydu, bir de aklim yemedigim vietnamese shrimp pan cake`de kaldi, keske onu da yeseydim diyorum simdi J ben tabi yogunlastirilmis sutlu kahvemi ictim, onlar yine bol bol biralarini ictiler ve aksami yorgun argin bitirdik. Biz Ilker`le yine dayanamayip, aksam 10dan sonra kendimizi bir gol kenarina attik, ama yok ya yorulmusuz deyip dondurmamizi yiyip uslu uslu geri donduk otelimize J (yaslaniyor muyuz, nedir) J
 
Cuma gunu sabah saat 8`den once otelimizde kahvaltimizi ettik ve bizi HaLong bay`e goturecek turumuzun servisini beklemeye basladik. HaLong bay turlarinin hemen hemen hepsi, sizi Hanoi`deki otelinizden aliyor ve geri otele birakiyor. Ben yolu cok daha yakin saniyordum, meger 4 saat suruyormus, bir de otobus yavas gidiyor ve Hanoi`den cikmadan once tum yolculari toplamak icin tek tek duruyor, o esnada fabrikadan teklif ettikleri sofor secenegini kibarlik olsun diye  reddettigimize pisman olduk tabi, ama is isten gecmisti artik J (Ders 1: bir daha teklif edilen arabayi kibarlik olsun diye reddetme)
 
Hanoi- HaLong Bay arasi keyifli olmayan 4 saatlik bir yolculuk, bu yolun tam ortasinda engelli insanlarin calistigi, bir el isciligi merkezinde durduk, bizdeki hali/kilim isleme gibi, bir guzel panolar yapiyorlardi ki resmen etkilendim. Hem de nasil titiz bir calisma. Tabi el emegi, goz nuru oldugu icin fiyatlar cok yuksek.
 
Halong Bay`e vardigimizda, daha onceden booking.com uzerinden ayarlamis oldugum cruise`umuz Halong Golden Bay bizi bekliyordu.  Bence buradaki tum cruiseler birbirinin aynisi, zaten duragan bir suyun uzerinde hareket edildigi (hatta gece demirleyip yatildigi) icin, aman buyuk gemi olsun, cok sarsmasin diye dusunmeye gerek yok, hatta buyuk gemilerin daha kalabalik oldugu dusunuldugunde bence ufak bir gemi tercih bile edilebilir. Bizim gemimimzde toplam 18-20 kisi vardi ve bir tane yasli Amerikan amcamizi saymazsak (adam marangozmus ve kizi adami kapidan kovmus, oleceksin, git dunyayi gez artik diye. Yola cikmis ve parasi yettigi kadar dunyayi gezecekmis), hepsi genc/ yeni evli/sevgiliydi. Cruise kesinlikle luks olmaktan cok uzakti (hatta bence booking.com fotograflari fazlasiyla yaniltici), ama yine de murettebat guler yuzlu ve yardimci olmak icin ellerinden geleni yapiyorlardi. Neredeyse tum cruiselerda tam pansiyon olarak konakliyorsunuz, sadece ictiklerinize para oduyorsunuz. Genelde balik agirlikli aksam ogle ve aksam yemegi bence bir gemi standardi icin fena degildi.
 
 
Halong Bay cruise gezisinde yaptigimiz cok da birsey olmadi, oldukca ilginc bir magara gezdik ve yuzyillardir yagan yagmurlar sonucu ici bosalmis koca dagdan etkilendik, uzun zamandir yapmadigimiz kano turumuzu yaptik (ben kurek cektim, Ilker dinlendi) J ve 2. Gun de inci muzesini ziyaret ettik, bunun disinda butun zamanlarda suyun uzerinde durduk, internetsiz ve telefonsuz 24 saatin tadini cikardik. Bu dinlenmeye gercekten ihtiyacim varmis, o kadar iyi geldi ki. Guzel havanin da tadini cikarip sanirim toplam 10 saatten fazla sezlong uzerinde yatip sadece kitap okudum. Aksam guvertede az kisi olunca, gemiden isiklari kapatmasini istedik ve kapanan isiklardan sonra yildizlari izledik… hayaller kurup, gerceklessin istedik, ve tabi en cok sahip olduklarimiza sukrettik.
 
Halong Bay`de anlatacak cok sey yok diyorum, ama hayatimda ilk kez gordugum inci muzesini ve incilerin nasil yetistirildigini anlatmazsam, kendime ayip olur J Oncelikle bilmiyordum ogrendim, megersem Vietnam incileriyle unluymus, dunya uzerinde satilan incilerin hemen hemen hepsi Vietnam`dan ozellikle de Halong Bay`den gidiyormus. Bir kere oncelikle dunyada dogal inci diye birsey neredeyse kalmamis, dogala en yakin olan inciler burada uretilen ciftlik incileriymis, bunun disindakiler ise aslinda basit inci gorunumlu plastikmis. Nasil yetistirildiklerine dair prosesi dinleyince, sunu belirtmek istiyorum ki, bu zahmetli surecten gecmis bir inci kolyenin 3-5 bin liranin altinda olmasi mumkun degildir, eger bunun altinda bir inci satin aliyorsaniz, bence ciftlik incisi bile degil, olsa olsa Cin mali plastiktir.
 
Denizden toplanan istridyelerin icine, yine kendi tozundan yapilip, sikistrilip top haline getirilmis (minicik bir inciye benzer) sanal bir inci parcasi mikrobiyolijik ortamda yerlestiriliyor (zavalli istridyecik icine yerlestirilen bu parcayi kendi evladi saniyor). İcine incinin hangi renk olmasi isteniyorsa ona gore bir sivi koyuluyor (yani siyah inci pahalidir, beyaz inci ucuzdur, pembe inci nadir bulunur gibi konularin hepsi de yalanmis, icine ne renk sivi koyuyorsan inci o renk oluyormus), ve son olarak da hayvana yapilan bu mudahale sonucu mikrop kapmasin diye bir sivi koyuluyor ve duzenli sekilde dizilerek aglarin icinde denize saliniyor. Ayda 1 defa denizden cikarilip, dis kabuk bakimi yapilip, tekrar suya saliniyor. Piyasada en cok bulabildigimiz minik inciler ortalama 1-2 yilda, daha buyuk olanlari 3-4 yilda, en buyuk olanlari ise 5-7 yilda oluyormus. Yani en az 1-2 yil boyunca ayda 1 defa denizden cikip bakimi yapiliyor, denize geri saliniyor ve bekleniliyor, ve bu zahmetli surec sonunda acilan istridyelerin %50`si bos oluyormus, yani icindeki parca dusebiliyormus, veya istridye kendi icine koyulan bu parcayi kabullenmeyip onu inciye cevirmiyormus, sonuc olarak 1-2 yil sure bekledikten sonra istridyelerin yasisi cop oluyor. Bununla da bitmiyor, cunku cikan incilerin %50`si de temiz olmuyormus ve uzerinde leke oluyormus (mesela bize ornek olarak actigi istridyenin icinden cikan incinin ortasinda gri bir cizgi vardi), bu durumda o inci de mucevher olarka kullanilamiyormus ve kozmetik krem olmak uzere satiliyormus.  Gercekten oldukca zahmetli bir surec. Hayvana yapilan iskenceye de ayrica bir acidim zaten, yani dogal ortamindan cikarip, resmen kandirilarak inci yapmasi saglaniyor. Ben zaten bu kanli elmas filmini izledikten sonra da bir sure pirlantalardan nefret etmistim ama nefretim cok surmemisti tabi, bu aralarda incileri sevmemeye karar verdim, bakalim kuslugumuz ne kadar surecek J
 
Hanoi ve HaLong Bay gezimiz toplam 3 gun surdu ve bizi gercekten dinlendirdi… Asya`da ilk defa annesiz cocuklari bakicimizla biraktigimiz icin aklim cok onlarda kaldi. Ozellikle Halong Bay`de 24 saat boyunca internetsiz olunca epey zorlandik, ama yine de iyi bir anne/baba olmak icin arada kendimize de zaman ayirmamiz gerektigini hatirlayip kendimizi kandirdik. Pazar sabah erken ucakla ben ve Lina, Hong Kong`a geri donduk. Bu gezi notlarini Vietnam`dan hemen 3 gun sonra is icin gitmekte oldugum Manila ucaginda yazmaya basladim ve  Ilker ise suanda Malezya`da. Gercekten fazla uluslararasi bir aile olduk J Hakkimizda hayirlisi…
 
Hayat kitabimizin Asya bolumu renkli anilarla devam etsin insallah…

 


[i] Hoan Kiem Lake (Vietnamese: Hồ Hoàn Kiếm, meaning “Lake of the Returned Sword” or “Lake of the Restored Sword”), also known as Hồ Gươm (Sword Lake), is a lake in the historical center of Hanoi, the capital city of Vietnam. The lake is one of the major scenic spots in the city and serves as a focal point for its public life.
According to the legend, in early 1428, Emperor Lê Lợi was boating on the lake when a Golden Turtle God (Kim Qui) surfaced and asked for his magic sword, Heaven’s Will. Lợi concluded that Kim Qui had come to reclaim the sword that its master, a local God, the Dragon King (Long Vương) had given Lợi some time earlier, during his revolt against Ming China. Later, Lợi gave the sword back to the turtle after he finished fighting off the Chinese. Lợi renamed the lake to commemorate this event, from its former name Luc Thuy meaning “Green Water”. The Turtle Tower (Thap Rùa) standing on a small island near the centre of lake is linked to the legend. The first name of Hoàn Kiếm lake is Tả Vọng, when the King haven’t gave the Magical Sword back to the Golden Turtle God.
Large soft-shell turtles, either of the species Rafetus swinhoei or a separate species named Rafetus leloi in honor of the emperor, had been sighted in the lake for many years. The last known individual was found dead on January 19, 2016. There are three remaining turtles of the species R. swinhoei.
Near the northern shore of the lake lies Jade Island on which the Temple of the Jade Mountain (Ngoc Son Temple) stands. The temple was erected in the 18th century. It honors the 13th-century military leader Tran Hung Dao who distinguished himself in the fight against the Yuan Dynasty, Van Xuong, a scholar, and Nguyen Van Sieu, a Confucian master and famous writer in charge of repairs made to the temple in 1864. Jade Island is connected to the shore by the wooden red-painted The Huc Bridge (The Huc, meaning Morning Sunlight Bridge).
[ii] Meaning ‘Temple of the Jade Mountain’, Hanoi’s most visited temple sits on a small island in the northern part of Hoan Kiem Lake, connected to the lakeshore by an elegant scarlet bridge, constructed in classical Vietnamese style. The temple is dedicated to General Tran Hung Dao (who defeated the Mongols in the 13th century), La To (patron saint of physicians) and the scholar Van Xuong.
[iii] The bridge was built in 1899-1902 by the architects Daydé & Pillé of Paris, and opened in 1903.[1] Before North Vietnam’s independence in 1954, it was called Paul-Doumer Bridge, named after Paul Doumer – The Governor-General of French Indochina and then French president. At 1.68 kilometres (1.04 mi) in length,[1] it was, at that time, one of the longest bridges in Asia. For the French colonial government, the construction was of strategic importance in securing control of northern Vietnam. From 1899 to 1902, more than 3,000 Vietnamese took part in the construction.
It was heavily bombarded during Vietnam War due to its critical position (the only bridge at that time across the Red River connecting Hanoi to the main port of Haiphong). The first attack took place in 1967, and the center span of the bridge was felled by an attack by 20 USAF F-105 fighter-bombers.[2] CIA reports noted that the severing of the bridge did not appear to have caused as much disruption as had been expected.[3] The defence of Long Bien Bridge continues to play a large role in Hanoi’s self-image and is often extolled in poetry and song. It was rendered unusable for a year when, in May 1972, it fell victim to one of the first co-ordinated attacks using laser-guided “smart bombs“.[citation needed]
Some parts of the original structure remain intact, while large sections have been built later to repair the holes. Only half of the bridge retains its original shape. A project with support and loan from the French government is currently in progress to restore the bridge to its original appearance.
Today trains, mopeds, bicycles and pedestrians use the dilapidated bridge, while all other traffic is diverted to the nearby Chương Dương Bridge and some newly built bridges: Thanh Trì Bridge, Thăng Long Bridge, Vĩnh Tuy Bridge, and Nhật Tân Bridge.
Under the bridge, poor families live in boats on the Red River, coming from many rural areas of Vietnam.
[iv] The Hanoi Ceramic Road originated with the journalist Nguyễn Thu Thủy, who won a prize in the Hanoi architecture contest for her idea of transforming the dyke system around Hanoi into a ceramic mosaic. The work of decoration began in 2007 for the dyke wall of about 6.000m in length and 0.95m in height which runs along the road of Âu Cơ, Nghi Tàm, Yên Phụ, Trần Nhật Duật, Trần Quang Khải, Trần Khánh Dư and terminates at the pier of the Long Biên Bridge. She was supported by the Ford Foundation which funded the first 450 meters of the wall, and the planning, training, and infrastructure needed to complete the project.[3] The Ceramic Road was planned to be finished in 2010 to commemorate the Millennial Anniversary of Hanoi in October 2010.[1]
Participating in the work of decoration are not only Vietnamese artists but also foreign embassies and culture centres in Hanoi such as the Goethe-Institut, L’espace, British Council, Dalte Centre and other culture centres from Russia and South Korea.[1]
The mosaic wall is made from ceramic tesserae which are product of Bát Tràng, a village famous for its Bát Tràng porcelain.[1]
The content of the mosaic represents the decorative pattern from different periods in the history of Vietnam: Phùng Nguyên culture; Đông Sơn culture; Lý Dynasty; Trần Dynasty; Lê Dynasty and Nguyễn Dynasty. Also incorporated on the wall are modern art works, paintings of Hanoi and children’s drawings.[1]
Ms. Nguyen Thu Thuy said the project will strive to make it into the Guinness Book of World Records for the world’s largest ceramic mosaic by 2010.[4]
On 5 October 2010, Guinness World Records adjudicator, Beatriz Fernandez, undertook an official review of the Hanoi ceramic mosaic to confirm its dimensions and ensure the strict guidelines relating to the record had been followed. Ms Fernandez confirmed that at 3,850 linear meters (6,950m²) of the Hanoi Ceramic Mosaic Mural was the world’s largest ceramic mosaic and awarded a Guinness World Records certificate
[v] he Trấn Quốc Pagoda in Hanoi is the oldest pagoda in the city, originally constructed in the sixth century during the reign of Emperor Lý Nam Đế (from 544 until 548), thus giving it an age of more than 1,450 years. When founded the temple was named Khai Quoc (National Founding) and was sited on the shores of the Red River, outside of the Yen Phu Dyke. When confronted with the river’s encroachment, the temple was relocated in 1615 to Kim Ngu (Golden Fish) islet of Ho Tay (West Lake) where it is now situated. A small causeway links it to the mainland.
The last major repair to the temple was undertaken in 1815 when the main sanctuary, reception hall and posterior hall of the dead were renovated. The pagoda is one of the main parts of the Trấn Quốc Temple for it holds the important monk’s ashes. Most of the pagodas were made in the 17th century but the tallest pagoda was remade in 2004. The pagodas are red because in Chinese and Vietnamese culture red symbolizes luck and prosperity.
Monks have lived at the Trấn Quốc Pagoda for centuries, teaching the ways of Buddhism to the public. Before the visitors start arriving, the monks pray at the multiple shrines spread around the grounds. Monks do not get married and therefore do not live with families at the pagoda. Over the years, the temple was variously named An Quoc (Pacification of the Realm) and Tran Bac (Guardian of the North) as well.
There is a great deal of Buddhist symbolism at the Trấn Quốc Temple as well. The eight-spoked wheel is the symbol of Buddhism because it represents the Noble Eight-fold Path. At the Trấn Quốc Pagoda, there are many lotus flower statues. These symbolize purity of the mind, body and speech. The lotus flower also symbolizes enlightenment and achievement. The stone wall at the side of the pagoda has multiple carvings of lotus flowers engraved in the stone. The carvings express the beauty of nature in Vietnam.
With its harmonious architecture taking advantage of the watery landscape, the pagoda is a picturesque attraction. The sunset views from the temple grounds are renowned.
Among the historic relics are statuary pieces dating to 1639.
On the grounds of Tran Quoc is a Bodhi tree taken as cutting of the original tree in Bodh GayaIndia under which the Buddha sat and achieved enlightenment. The gift was made in 1959, marking the visit of the Indian president Rajendra Prasad.
At the main shrine, the visitors are given incense to be burned. Visitors to the shrine also give offerings like food or small amounts of money as a present for the gods to give themselves good luck. Incense is burned to send wishes to the gods and to receive good luck in return. Incense is presented in odd numbers because odd numbers are considered lucky in Chinese and Vietnamese culture. Even numbers such as the number 4 are considered unlucky because the word 4 sounds like the word ‘death’ in Chinese. People present offerings without meat because the monks that live in Trấn Quốc are vegetarian.
In the Trấn Quốc pagoda they also worship female Buddhas, known as the “Mothers”. Their shrines are in the front of the courtyard. The green Mother has domain over the mountains and forests. The white Mother has domain over the water. And lastly the red Mother has domain over the sky.These are some of the oldest gods or goddesses that have been worshiped in Vietnam and were in Vietnam before the Buddha.
The worshipers who come inside the temple to pray can come anytime they want. However, it is especially popular during the 1st month of the Lunar calendar. They pray in many small and large shrines all around the temple.
Print Friendly, PDF & Email
Written By
More from acemianne

Okuldan birkaç kare

Yılbaşı günü babamız okula süpriz ziyaret yaptı kamerasıyla, aslında amaç yılbaşı partilerini...
Read More

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir